Kaybedenlerin psikolojisi
On
binlerce insan için stresli bekleyiş bitti ve milletvekili adaylar belirlerdi. Adayların çok, kazananların
az olduğu bir yarışı yaşadık. Her parti
550 kişiyi ülkeyi yönetmeye aday gösterdi. Bu binlerce kişinin arasından
seçilecek olan 550 kişi dört yıl daha ülkenin yönetiminde söz sahibi olacak.
Kazananlar
şimdilik çok mutlu. Ya kaybedenler?
Kaybedenlerin
birçoğunun psikolojinin
bozulduğunu, kimyalarının değiştiğini gözlemliyoruz.
Zira kendilerini kazanmaya, başarmaya endeksledikleri
için kaybettiklerini öğrendiklerinde
adeta bir travma yaşayabiliyorlar. Harcanan paralar, boşa giden emekler, aylardır konuşmalar, kulis yapmalar netice vermeyince böyle bir durum normaldir.
Çağımızın müfessirlerinde Bediüzzaman
Said Nursi hazretleri “Niyet ve nazar eşyanın mahiyetini değiştirebilir.”
diyerek olaylara bakış açısının çok önemli olduğunu söyler. Hayata Allah (cc)
hesabına (Manay-ı harfi) bakmak gerektiğini, eşyaya kendi hesabına bakıldığında
(Manay-ı ismi) insanda değişik problemler yaşanabileceğini de belirtir.
Kaybedenlerin yaşadıkları psikolojik
problemlerin bakış açısından kaynaklandığı açıktır.
Aday seçimi sürecinde kaybeden adaylar uzun
süredir çalışmalarda bulunduğu seçim döneminde çok yoruldular. Çıkan sonuca
göre kaybetmiş olmak, bir anlamda verilen emeklerin bir ödülle son bulmaması
kişideki bu duygusal yorgunluğu bir kat daha arttırdı.
Psikiyatrisler de, kaybetmiş olmanın adaylarda
hayal kırıklığı, başarısızlık, yenilmişlik, engellenmişlik ve yalnızlık gibi
depresif temalı duyguları tetikleyebileceğini söylemektedirler.
Güçlü, ruhi dayanıklığı olan adaylar
'Demokratik' bir mücadele ve bazen her anlamı ile hak edilse bile seçimi
kaybedilebilecek bir yarış gibi düşünür ve olayı sağlıklı biçimde içselleştirerek
sonuçları içine sindirebilir. Ancak her şeyini kazanmaya bağlayan fakat sonuçta
kaybeden adayın ruhi derinliği ve tevekkülü yoksa önemli psikolojik rahatsızlıklar
yaşayabilir. Hatta bu travmaya bile dönüşebilir. (Aday seçimi sonrası partisine
kızarak hemen istifa eden adaylar gibi)
Yaptığı her faaliyette her şeyin hayırlısını
dilemeyen, kaybedince bile şükredebilecek bir
inanca sahip olmayanlardan travma yaşamaktan başka bir şey beklemek de
hayaldir.
Kalbini,
fikrini, zikrini Seküler ve batıcı
zihniyetle besleyen ve hayatını ona göre ayarlayan kişilerin kaybetmeye tahammülleri
yoktur. Hep bu dünyada kazanmaya endeksli
oldukları için başkalarının kaybetmesini isterler. Zira
kendisinin kazanması başkasının (bu kim olursa olsun fark etmez. Dava arkadaşı
da, parti yoldaşı da, akrabası da olabilir)
kaybetmesi gerekir ki, bu da onun için hiç ehemmiyet arz etmez.
Paranın, makamın, güç ve
iktidarın hâkim olduğu böyle zeminlerde
kazandığın veya başarılı olduğun zaman herkes yanındadır. Hele de
kazanan/başaran kişi biraz makam ve mevki sahibi ise artık etrafı dalkavuktan
geçilmez.
Aristo,
İnsandaki bu sefil hali yüzyıllar öncesinden keşfettiği için “Kullanacak
kuvvetin, dağıtacak himmetin yoksa kıymetin de yoktur.” demiş. Her ne kadar
benim inancıma, fikrime, ahlakıma uygun değilse de günümüz politik arenada
yaşananlar için çok orijinal bir tespit gibi duruyor.
Benim inancıma ve ahlakıma niçin uymaz dedim?
Çünkü benim inancım insanlar arasında ve özellikle de Müslümanlar arasında
hayırda yarışmayı esas aldığı için ölçü olarak da yardımlaşmayı, cevaplaşmayı
ve fedakârlığı getirmiştir. İnanan insan iki dünyalı (Dünya ve ahiret) bir
hayat nizamına inandığı için bu dünyada kaybediyor olmanın endişesini taşımaz.
Bu dünyanın öbür âlemin bir tarlası olduğuna inanır. Burada ne ekerse orada onu
biçeceğini bilir. Bu dünyaya geliş maksadının sadece burada bazı faaliyetlerde
bulunmak olmadığının şuurdadır. Hayatının merkezine sadece kul olmaya götürecek
vasıtaları yerleştirir.
Her şeyini milletvekili adaylığını kazanmaya
endekslemiş kaybeden adaylara tavsiyem, hizmetlerine talip oldukları
partilerine küsmemeleri ve gelecek seçime kadar canla başla çalışmalarıdır. Kim
bilir belki de liderleri gelecek seçimde onlara himmet dağıtır!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder