BEŞERİYETİ
KURTARACAK LİDER HEZEYANI VE GÜLEN
Toplumları ve fertleri kurtarma sevdasının tarihini insanlık
tarihi kadar gerilere götürmek mümkündür. Bu sevda “Dava” denilen bir unsuru
ortaya çıkarmıştır.
Tarih içerisinde dava denilen unsur etrafında kenetlenen
insanların sayı ise sayılamayacak kadar çoktur. Bu anlamda tarihe genel olarak
bir göz attığımızda “Bir şahıs etrafında kenetlenen disosyal topluluklar için
grubun, hareketin ve liderin varlık sebebi olarak görülen esas unsurun dava olduğu”
anlaşılmaktadır.
Peki, nedir dava? Bu nasıl bir kavram ki, uğruna gerektiğinde
milyonlar hayatını bile verebiliyor?
Aslına bakarsanız, kişilerin veya toplumların algılamalarına
göre davanın özelliği de farklılaşmaktadır. “Dava kelimesiyle kastedilen fikir,
inanç ve kanaat örgüsü, bazen bir dinle isimlendirilse bile gruba ve daha çok
da liderlerine göre özellikler arz ettiği” gözlemlenmiştir.
Kurtarıcı dava ve bu davanın merkezinde bulunan karizmatik
kişiler belki binlerce kez kitleleri peşine takıp istedikleri yöne
sürüklemiştir.
Beşeriyetin kurtarıcılığı ve 'büyük dava adamlığı' iddiasıyla
etrafına insanların toplandığı liderleri tanımanın yolu, ancak onların
davalarını tahlil etmekle çözümlenebilir.
Biz bu yazımızda inşallah Fetullah Gülen’in karizmatik
kişiliği etrafında örgütlenen ve kamuoyunda “Fetullahçılık” olarak bilinen bir
sosyal grubu ve başındaki insanı incelemeye ve çözümlemeye çalışacağız. Bunu
yaparken psikolojinin bazı unsurlarını kullanacağımızı da belirtelim.
“KURTARICI LİDERİN ÖZELLİKLERİ
Bir kurtarıcı liderin olması için onun kabulleneceği bir
davanın olması çok önemlidir. Çünkü lider ancak bu davayı kutsallaştırarak
kendi liderliğini muhafaza edebilir. Böyle bir durumda davanın içeriğinin
kutsal öğeler taşıması liderin kendini kurtarıcı olarak göstermesi için
kaçınılmaz bir zorunluluk arz eder.
Kurtarıcı bir lideri örtecek olan ve “Dava” diyerek öne
sürülen şey, “liderin aklı ve bilgisi ile sınırlı, umut ve beklentileriyle
süslü, kişilik özellikleri, alışkanlık ve tecrübeleri ile şekillenmiş, biraz da
milli ya da yerel kültür motiflerle destekli fikir, düşünce, yorum ve
hayallerden oluşan bir muhteva olarak karşımıza çıkması gerekir.”
Dava muhtevasının içinde grubun mensup bulunduğu dinlerden bir
renk de katılması davaya gizemli bir özellik kazandırır. Davanın önde bulunması
liderin kurtarıcılığı için en önemli unsur olunca, “Dava içinde ne kadar ve ne
şekilde dinin bulunacağı, liderin takdirinde olan bir konudur. Bu ise halkın ve
grubun dini eğilimine göre kabul gören dinden baştaki yöneticinin, anladıkları
ve almayı uygun gördükleri ile sınırlıdır. Dava yalnızca bu inançlardan ibaret
değildir. İnançlar davanın içinde, ancak davanın öngördüğü ve şartların izin
verdiği kadar yer alma şansına sahiptir ki, bu şartları da davanın kurucusu
olan kişi belirler.”
Yukarıda zikredilen çerçevede Gülen’in kurtarıcılığı
çerçevesinde örülen Dava'ya (Burada davanın adı Hizmet olmuştur) bağlananlar
önce hizmet ile tanışır, hizmetin prensiplerini öğrenir, sonra da hizmetin elverdiği,
müsaade ettiği ölçü ve çerçevede olmak üzere din ile tanışabilir. Ancak dinin
tümü ile tanışmaktan çok, hizmet liderinin yorumları din diye takdim edilir.
Yani hizmet içinde din, liderin yorumu kadardır, yani din eşittir liderin
yorumudur. Hizmetin genel gidişatına zarar verecek şekilde dine yer vermek
bazen iyi sonuçlar doğurmayacağından böyle bir hareket iyi karşılanmaz ve zaten
buna müsaade de edilmez. Dini söylem ve çalışmalar ancak davaya zarar getirmeyecek
şekil, tarz ve ölçüler içinde serbest bırakılır.
Gruba giren kimseler, dinin temsilcisi olarak gösterilen hizmetin
yorumu ve süzgecinden geçirilen kadarıyla dini inanç ve bilgiye sahip olabilirler. Çünkü ön planda olan din değil, hizmettir.
Bunun için hizmet tam anlamıyla dine teslim edilmez. Esasen din, bir grubun
varlığını ve disiplinini devam ettirmek için iyi bir araçtır. Böyle bir noktada
Yahudi sosyolog Emile Durkheim'in tespiti uygulamada bir ilke olarak kabul
edilir: "İnsanları disipline etme ve insanlar arası birleşme ve
dayanışmayı sağlama; dini ayinlerin, paylaşmayı ve kişileri kaygılardan
uzaklaştırma ve güven duygularını güçlendirmesi özellikleri, gruplar için göz ardı edilmeyecek büyük bir imkândır.”
Hizmet için bu imkândan yararlanmamak akıllı bir girişim olmaz elbette…
Dolayısı ile gruplaşmayı gerçekleştirme, hizmeti ayakta tutma,
insanları gruba katılmaya razı etme ve bağlılıklarını sürdürmede din, sık
kullanılan iyi bir araç olarak görülür.
Bu noktada önemli bir tespit yapmak gerekir. Dini bir araç
olarak değil de, amaç olarak gördüğünü ifade etmesine rağmen, uygulamada araç
olarak gören bir grubun, dinin bu özelliklerinden dolayı ondan istifade ediyor
olması, esas amacının her zaman din olduğunu göstermez. Bunun en müşahhas
ölçüsü, hedefe gitmede dinin meşru görmediği birçok şeyi hedefe giderken
kullanmaktır. Mesela din tesettürü emrederken, hizmet uğruna kadınların başının
açılması veya peruk takmalarının istenmesi bunun tipik bir örneğidir. Gülen’in,
bir zamanlar “Hemi Vallah, Hemi Billâh, Hemi Tallah” kadın bu devirde yüzünü
bile gösteremez” derken, belli bir müddet sonra tesettürün çokta önemli
olmadığını (füruat) söylemesi ve kurduğu müesseselerde (stv, zaman,vs.) bunun tam tersini yapması dinin emirlerinin hizmete
feda edildiğini ortaya koymuştur.
Liderin yorumuna hapsedilen ve başka yorumlara hayat hakkı
tanımayan hizmet anlayışı, ona inanan ve hizmet edenler için tek kurtuluş
vesilesi olarak bilinir. Bunun için liderin kendisi “seçilmiş” bir
kurtarıcıdır. Liderin şahsında temsil edilen, yönetim şekli ve yapılanması ile müşahhaslaşmış
kurumların hizmetinde bulunan, kurallara uyan, hayatını buna göre tanzim
edenler kurtulmuşlar listesindedir.
Hizmetin kurtarıcılığı sadece bununla sınırlı kalmaz. Hizmet
sınırları genişlediği ölçüde kurtuluş misyonu başkalarına da uzanacaktır. Hizmet
zamanla büyüyecek, ülkeye hâkim olacak ve tüm ülkeyi ve ülke insanlarını
kurtaracaktır. Sonra da tüm dünyaya yayılacak ve insanlığı kurtaracaktır. Hatta
yalnızca zor durumda, sıkıntı ve felaketler içinde olan insanları kurtarmakla
kalmayacak, bizzat dini de kurtaracak(!) ve yüceltecektir. Çünkü din de,
şahıslar gibi, vatan gibi, kurtuluş için bu hizmete muhtaç olarak lanse
edilmiştir. İşte bunun için birinci derecede korunması gereken hizmettir ve pek
tabii ki onun seçilmiş, kusursuz, günahsız lideridir. Böyle bir lidere karşı
gelmek ise, “hainlik” olarak telakki edilir ve artık böylelerine hizmet
mensupları tarafından “hidayet” talep etmek düşer.
Böyle seçilmiş ve büyük bir hizmetin sahip ve kurucusu
durumunda olan lider artık tartışılmaz kutsal biridir. Onun gücü her şeye
yeter, ilmi her şeyi kuşatır, liderin yaşaması hizmetin yaşamasının olmazsa
olmaz ilkesi olarak kabul edilir. Çünkü seçilmiş lider (Gülen) hizmeti kurmuş
ve bu noktalara getirmiştir. Gülen olmasaydı hizmet olmazdı. Her şey onun
sayesinde olduğu kabul edilir. Hizmete girmekle ve çalışmakla şereflenen herkes
de onun liderin lütfü, keremi ve referansı ile hayatı anlamlı kılan kurtuluş
hareketi içinde bulunduğu konuma getirilir.
Artık bu noktada rüyalarda bile cennet paylaşılır. Kurtulanların
listeleri açıklanır. Lider ve etrafında bulunanlara cennette Peygamberimizin
(sav) yanında yer verilir. Cennet bu türden seçilmiş(!)ler arasında pay edilir.
Hizmetin dünya imamlığı makamına oturtulan Gülen, milletin ve
beşeriyetin kurtarıcısı konumunda bulunduğu için zamanın en büyüğüdür,
bazılarına göre ise tüm zamanların en büyüklerindendir. Gavs’tır, Kutuptur,
Kutb’ul-Aktabtır. Böyle birinin bu iş için Tanrı tarafından görevlendirilmemiş
olması elbette düşünülemez. Dolayısıyla,
o, davanın da, davaya inananların da efendisi, Hoca efendisidir. Onun önünde
hiç bir güç duramaz. Kimse ona denk olamaz. Onun kadar ilim sahibi olmak
kimsenin haddi değildir. Onun fikirlerine ters bir şey söylemek dine karşı
gelmekle eş tutulur. Ona karşı fikir beyan edenler musibetlerden kurtulmaz. O
her güçlüğü alt eder. Artık böyle bir Hoca Efendi, ülkeleri, toplumları
kurtaracak güç ve kabiliyette sahiptir. Böyle
biri için de elbette konuşurken “Fethullah Gülen Hoca Efendi Hazretleri”
ifadesini kullanmak herkes için vacip(!)tir. Bu tabiri kullanmayanlar
terbiyesiz, edepsiz, ahlaktan yoksun insanlardır.
Gülen’in Tek
Söz Sahibi ve Sorumsuz Oluşu
Seçilmiş hizmetin, seçilmiş büyük lideri, hizmetin ve hizmete
ait ve her birim ve kurum üzerinde mutlak yetkili olduğu gibi, şahısların
üzerinde de tek otoritedir. Ona danışılmadan evlenilmez, iş kurulmaz, hatta
çocuklara isim bile konulmaz. Bu, hizmetin inanç demek olduğu bir zeminde ise
her açıdan hüküm dinin değil, seçilmiş hizmetin ve hizmet ile özdeş olan
seçilmiş, görevlendirilmiş kutsal, tartışılmaz liderindir. Artık en büyük
otorite hizmetin kurucusu olan Hoca Efendidir. Otorite, sahip, efendi yalnızca
odur. Hüküm ona aittir. Her konuda onun kararına ihtiyaç duyulur.
Artık tek inanç hizmettir. Saf haliyle din, ifade edilmese de
ancak ikinci plandadır. Bir arada bulunuşun, birlikteliğin esas amacı da din
değil, hizmettir. Bunun için kendi hizmetinden olmayan inananlar, ya sapıktır,
ya dalalettedir. Böyleleri kurtarılmaya muhtaçtır. Böylelerinden kâfirlerden,
münafıklardan nefret edilmediği kadar nefret edilir. Seçilmiş hizmetin seçilmiş
lideri Hoca Efendi Hazretleri’nin(!) “Dünyada en nefret ettiğim insan Usame bin
Ladin’dir” sözü böyle bakılınca çok mantıklıdır.(!)
İnsanların doğrudan din ile (Kur’an ve Sünnet) tanıştıkları ve
tek amacın din olduğu, kurtarıcı olarak inanılan, umut bağlanan tek otoritenin Allah(cc)
olduğu yerde hüküm de elbette sadece Allah’ındır. İslam dini, tek otorite ve hüküm sahibi olarak Allah’ın(cc) olduğunu beyan eder. Herkesin
üzerinde (başkanın da, liderinde, padişahında…) üzerinde tek yetkili otorite ayet ve hadisler
ışığında 'Şura'dadır. Yönetim yetkisi,
sınırları vahiyle çizilmiş olan şurada toplanmıştır. Bu anlamda Meşveret
baştaki kişilerin putlaşmasına mani olacak tek kurumdur.
Disosyal bir toplum yapılanmasına sahip hizmette ise Hoca
Efendi varken, daha üstte bir Şura'nın bağlayıcı bir yönetim mercii olarak yer etmesi asla düşünülemez. Hoca
Efendi’nin ortaya koyduğu, ya da bir inancı temel olarak alıp yorumlayarak öne
sürdüğü kuralların önüne hiçbir kural ya da kurumun kararı geçemez.
Ayrıca, hizmet etrafında oluşan birlikteliklerde lider ve onun
vekillerinin etkisi o derece güçlüdür ki, üyeler sadece hizmet konusunda değil
özel hayatlarıyla da lidere bağlıdır. Yukarının 'Tasvibi’ni almak önemlidir. Bu
tasvip gelmeden, cemaat içinde ya da dışında ailevi, siyasi, idari, ekonomik
bir ilişki veya teşebbüs hoş görülemez, gerçekleşemez.
Hoca Efendi yaptıklarından dolayı da kimseye karşı sorumlu
değildir. Hizmet veya hizmetin emrinde olan herhangi bir şeyle ilgili olarak
kimseye karşı hesap vermek mecburiyeti hissetmez. Kendisine, ne yönetim, ne
maddi birikim ve ne de yapılanmaya ait hesap sorulamaz. Nasıl tensip buyurur,
neyi nasıl takdir ederse herkes uymak zorundadır.
Hoca Efendi, vaat ettikleri ile de sorumlu tutulamaz. İstediğini
yapar, istemediğini yapmaz. Herkes ona karşı sorumludur. “Bir zamanlar ya da
daha önce, 'şöyle söylemiştiniz', 'şunu yapacaktınız' veya 'yapmak
zorundasınız” diye söylemek büyük saygısızlıktır. Kimse Hoca Efendi
Hazretlerini, başka insanlar gibi sözlerinde durmaya ve söylediklerini yerine
getirmeye davet edemez, zorlayamaz; hatta böyle bir hatırlatma yapılması dahi edepsizliktir.
Lidere şükran
duyulur
Hizmete katılan herkes Hoca efendi’ye hürmet, minnet ve şükran
duygusu içinde olmak durumundadır. Grup içi bütün töre, protokoller veya
usuller bu duyguların ifadesi üzerine geliştirilmiştir.
Hoca Efendi bir yere geldiklerinde, hatta geleceği zaman ayağa
kalkılır. Ona ayrılan makamlara
kimse oturamaz. Yerleri sürekli ayrılmıştır. Onlar oturmadan oturulmaz. Liderin
yanında diz üstü oturulur. Saygıda asla kusur edilmez. Liderden önce kimse
yemeye ve içmeye bile başlayamaz. Yerlerine, makamlarına hatta kullandıkları
eşyaya bile hürmet gerekir. Neyi sevdiği,
neyden hoşlandığı hizmetinde olanlarca çok iyi bilinir. Rahatı için gerekli olan şeyler hazır
bulundurulur.
Huzurlarına kabul edilmek, kendileri ile müşerref olmak herkes
için kolay olmaz; bunun belli kuralları vardır. Lider başkalarıyla kıyaslanmaz.
Eksik hasletleri lidere vermek ayıptır, günahtır. Liderin davranışları “sıradanlıktan”
uzaktır. Onlardan her hangi bir şey ya da hak istenemez.
Liderler dinin en iyi temsilcisidir!
Genelde hizmet içinde yer verilmiş ise ve davanın dini hedefleri
varsa, o zaman dinin, en büyük temsilcisi elbette hizmetin başındaki kişidir.
En üstün bilgi onun bildiği, en doğru yorum onundur. Onun düşüncesi üzerine
düşünce, kanaatleri üzerinde kanaat, yorumları üzerine yorum olamaz.
Kendilerinin üstünde, hatta ayarında bir başka dini temsilci olamaz. Liderin
fikri üzerine fikir yürütmek saygısızlıktır, ukalalıktır, bölücülüktür.
Dolayısı ile böyle birinin grup içinde kalma şansı da yoktur. Grup dışındaki
biri tarafından yapıldığında ise o kişilere cahil, çekemezlik, hatta düşmanlık
yaftaları vurulur.
Temsil ettikleri dini, kendilerinin ortaya koyduğu hizmet
prensiplerinden başka bir tarzda doğru olarak anlama ve bu yolun dışında bir
yolla kurtuluşa erme imkânı olamaz.
Bunun için başka türde hizmet edenlerin liderleriyle bir araya gelmeyi
zül sayarlar. Bu tür liderler kendileri gibi, dini lider konumunda bulunanlarla
birlikte olmaktan son derece rahatsız olurlar. Buna karşılık, başka bir düşünce
ya da inancın temsilcileri ile buluşmak, görüşmek hatta anlaşmaktan dolayı bir
sıkıntı hissetmedikleri gibi, haz da duyarlar; bu, aynı zamanda onların
büyüklüğüne de işaret olarak lanse edilir.
Kendilerine yapılacak herhangi bir muhalefet ise, hizmete, davaya,
hatta dine ihanettir, affedilmez. Bunun için Hoca Efendi hazretlerine karşı
gelmek, temsil ettikleri 'dine' de karşı gelmek, dinden çıkmak tehlikesi ile
karşı karşıya kalmak anlamına geldiği iddia edilir. Bu tür liderlere verilecek
zarar, dine verilmiş zarar olarak görülür. Bu tür liderlerin yanlışlarını
açıklamak isteyenler “fitne çıkarmakla, dine zarar vermekle” itham edilir.
İşleri “Tanrı
Adına” Yürütürler!
Seçilmiş hizmetlerin başında bulunan seçilmiş liderler
işlerini Yaratıcı adına yürüttüklerine inanırlar. Allah(cc) tarafından
seçildikleri ve O'nun vekili oldukları dolayısıyla; hüküm, karar ve hareketleri
de onun adınadır. Düşünce ve kararlarını eleştirmek, Allah’(cc)ın tercih ve takdirini
beğenmemek, ona razı olmamak, hatta “Tanrı'ya karşı gelmek(!)” gibi algılanır.
Bu sebeple, "Onlar için çalışmak"
"Allah için çalışmak" olarak algılanır. Onlara hizmetin,
onların yanında bulunmanın Allah’a(cc) hizmet olarak görülmesi, etraflarında oluşan
toparlanışın ve kurumlaşmanın da manevi temelini oluşturur.
Aslında yukarıdan beri
anlatılan vasıflar bir lideri putlaştırmaktan öte bir şey değildir. Allah(cc)
tarafından seçildiğine inanılan lider kutsal olduğu için eleştirilmez bir
konuma oturtulmuştur. Hizmetin başındakinin kutsanması aslında onun yalnızlaşmasını
da beraberinde getirir. Artık lider de kendisinin seçilmiş olduğunu ve
diğerlerinin kendisine hizmet için etrafına toplanan kurtarılacak insanlar
olarak algılanır. Böyle bir hizmet etrafında oluşan birlikteliklerde liderin
önemli bir özelliği ortaya çıkar. O da hizmet edenlerine karşı olan
vefasızlığıdır. Öyle ya niçin vefa duysun ki? Kendisini Allah(cc) seçmiştir ve etrafındakilerin
kendisine şükran duyması gerekir. Böylelerine karşı vefa duygusunun oluşması imkânsızdır.
Oluşmayan vefayı da liderin birilerine karşı vermesi düşünülemez.
Seçilmiş liderin yanında bulunmak büyük şereftir. Bütün
fikirler bu çerçevede örülür. Meselenin bu minvalde yürümesi için teorik alt
yapı hazırlanır ve bu mensupların beyinlerine defaatla nakşedilir. Hizmet için
mücadele etmek, liderin yanında bulunmak hayatın tek anlamı olarak telkin edilir.
Bunun için, hizmeti bırakan yok olur. Büyük musibetlere duçar olur. Liderin
davadan dönmesi ise imkânsızdır. Zaten liderin hizmetten dönmesi düşünülemez.
Hem liderin hizmetten döndüğünü, yola çıkarken tespit edilen prensiplerini terk
ettiğini kim, neye göre tespit edebilir ki?
Hizmetten veya liderden ayrılan en büyük suçu işlemiş olur. O
artık grubun karakteristik özelliği ne ise ona göre bir hain, ajan, bir dönek,
hatta dinden çıkmış bir 'mürtet'tir. Bu çarpık ve yalnızca hizmeti hayatın esası
haline getiren anlayışın katı ve doğal bir sonucu olarak gruptan ayrılan kişi
hizmet mensuplarının gözünde bir ölüdür.
Aslında bu türden oluşumlar liderlerini putlaştırmakta, yarı
tanrı ilan etmekten öte bir şey yapmamış olurlar. Liderini ilahlaştıran,
putlaştıran böylesi birlikteliklerden ayrılmak, yönetimin başındaki ilahın
ilahlığını reddetmek ve onun kulluğundan ayrılmak anlamına geldiği için hizmet
mensupları tarafından büyük günah hatta şirk sayılır. Doğal olarak hiçbir Tanrı,
“kulunun” kendisinden ayrılmasına tahammül edemez.
Not: Makalenin
hazırlanışında psikiyatr Dr. Hamdi Kalyoncu’nun “Liderlere tapınma psikolojisi”
isimli kitabından istifade ettim. Kendisine teşekkür ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder