23 Temmuz 2012 Pazartesi

LİDER HEZEYANI VE GÜLEN


BEŞERİYETİ KURTARACAK LİDER HEZEYANI VE GÜLEN

Toplumları ve fertleri kurtarma sevdasının tarihini insanlık tarihi kadar gerilere götürmek mümkündür. Bu sevda “Dava” denilen bir unsuru ortaya çıkarmıştır.

Tarih içerisinde dava denilen unsur etrafında kenetlenen insanların sayı ise sayılamayacak kadar çoktur. Bu anlamda tarihe genel olarak bir göz attığımızda “Bir şahıs etrafında kenetlenen disosyal topluluklar için grubun, hareketin ve liderin varlık sebebi olarak görülen esas unsurun dava olduğu” anlaşılmaktadır.

Peki, nedir dava? Bu nasıl bir kavram ki, uğruna gerektiğinde milyonlar hayatını bile verebiliyor?

Aslına bakarsanız, kişilerin veya toplumların algılamalarına göre davanın özelliği de farklılaşmaktadır. “Dava kelimesiyle kastedilen fikir, inanç ve kanaat örgüsü, bazen bir dinle isimlendirilse bile gruba ve daha çok da liderlerine göre özellikler arz ettiği” gözlemlenmiştir.

Kurtarıcı dava ve bu davanın merkezinde bulunan karizmatik kişiler belki binlerce kez kitleleri peşine takıp istedikleri yöne sürüklemiştir.

Beşeriyetin kurtarıcılığı ve 'büyük dava adamlığı' iddiasıyla etrafına insanların toplandığı liderleri tanımanın yolu, ancak onların davalarını tahlil etmekle çözümlenebilir.

Biz bu yazımızda inşallah Fetullah Gülen’in karizmatik kişiliği etrafında örgütlenen ve kamuoyunda “Fetullahçılık” olarak bilinen bir sosyal grubu ve başındaki insanı incelemeye ve çözümlemeye çalışacağız. Bunu yaparken psikolojinin bazı unsurlarını kullanacağımızı da belirtelim.



 “KURTARICI LİDERİN ÖZELLİKLERİ

Bir kurtarıcı liderin olması için onun kabulleneceği bir davanın olması çok önemlidir. Çünkü lider ancak bu davayı kutsallaştırarak kendi liderliğini muhafaza edebilir. Böyle bir durumda davanın içeriğinin kutsal öğeler taşıması liderin kendini kurtarıcı olarak göstermesi için kaçınılmaz bir zorunluluk arz eder.

Kurtarıcı bir lideri örtecek olan ve “Dava” diyerek öne sürülen şey, “liderin aklı ve bilgisi ile sınırlı, umut ve beklentileriyle süslü, kişilik özellikleri, alışkanlık ve tecrübeleri ile şekillenmiş, biraz da milli ya da yerel kültür motiflerle destekli fikir, düşünce, yorum ve hayallerden oluşan bir muhteva olarak karşımıza çıkması gerekir.”

Dava muhtevasının içinde grubun mensup bulunduğu dinlerden bir renk de katılması davaya gizemli bir özellik kazandırır. Davanın önde bulunması liderin kurtarıcılığı için en önemli unsur olunca, “Dava içinde ne kadar ve ne şekilde dinin bulunacağı, liderin takdirinde olan bir konudur. Bu ise halkın ve grubun dini eğilimine göre kabul gören dinden baştaki yöneticinin, anladıkları ve almayı uygun gördükleri ile sınırlıdır. Dava yalnızca bu inançlardan ibaret değildir. İnançlar davanın içinde, ancak davanın öngördüğü ve şartların izin verdiği kadar yer alma şansına sahiptir ki, bu şartları da davanın kurucusu olan kişi belirler.”

Yukarıda zikredilen çerçevede Gülen’in kurtarıcılığı çerçevesinde örülen Dava'ya (Burada davanın adı Hizmet olmuştur) bağlananlar önce hizmet ile tanışır, hizmetin prensiplerini öğrenir, sonra da hizmetin elverdiği, müsaade ettiği ölçü ve çerçevede olmak üzere din ile tanışabilir. Ancak dinin tümü ile tanışmaktan çok, hizmet liderinin yorumları din diye takdim edilir. Yani hizmet içinde din, liderin yorumu kadardır, yani din eşittir liderin yorumudur. Hizmetin genel gidişatına zarar verecek şekilde dine yer vermek bazen iyi sonuçlar doğurmayacağından böyle bir hareket iyi karşılanmaz ve zaten buna müsaade de edilmez. Dini söylem ve çalışmalar ancak davaya zarar getirmeyecek şekil, tarz ve ölçüler içinde serbest bırakılır.

Gruba giren kimseler, dinin temsilcisi olarak gösterilen hizmetin yorumu ve süzgecinden geçirilen kadarıyla dini inanç ve bilgiye sahip olabilirler. Çünkü ön planda olan din değil, hizmettir. Bunun için hizmet tam anlamıyla dine teslim edilmez. Esasen din, bir grubun varlığını ve disiplinini devam ettirmek için iyi bir araçtır. Böyle bir noktada Yahudi sosyolog Emile Durkheim'in tespiti uygulamada bir ilke olarak kabul edilir: "İnsanları disipline etme ve insanlar arası birleşme ve dayanışmayı sağlama; dini ayinlerin, paylaşmayı ve kişileri kaygılardan uzaklaştırma ve güven duygularını güçlendirmesi özellikleri,  gruplar için göz ardı edilmeyecek büyük bir imkândır.” Hizmet için bu imkândan yararlanmamak akıllı bir girişim olmaz elbette…

Dolayısı ile gruplaşmayı gerçekleştirme, hizmeti ayakta tutma, insanları gruba katılmaya razı etme ve bağlılıklarını sürdürmede din, sık kullanılan iyi bir araç olarak görülür.

Bu noktada önemli bir tespit yapmak gerekir. Dini bir araç olarak değil de, amaç olarak gördüğünü ifade etmesine rağmen, uygulamada araç olarak gören bir grubun, dinin bu özelliklerinden dolayı ondan istifade ediyor olması, esas amacının her zaman din olduğunu göstermez. Bunun en müşahhas ölçüsü, hedefe gitmede dinin meşru görmediği birçok şeyi hedefe giderken kullanmaktır. Mesela din tesettürü emrederken, hizmet uğruna kadınların başının açılması veya peruk takmalarının istenmesi bunun tipik bir örneğidir. Gülen’in, bir zamanlar “Hemi Vallah, Hemi Billâh, Hemi Tallah” kadın bu devirde yüzünü bile gösteremez” derken, belli bir müddet sonra tesettürün çokta önemli olmadığını (füruat) söylemesi ve kurduğu müesseselerde (stv, zaman,vs.) bunun tam tersini yapması dinin emirlerinin hizmete feda edildiğini ortaya koymuştur.

Liderin yorumuna hapsedilen ve başka yorumlara hayat hakkı tanımayan hizmet anlayışı, ona inanan ve hizmet edenler için tek kurtuluş vesilesi olarak bilinir. Bunun için liderin kendisi “seçilmiş” bir kurtarıcıdır. Liderin şahsında temsil edilen, yönetim şekli ve yapılanması ile müşahhaslaşmış kurumların hizmetinde bulunan, kurallara uyan, hayatını buna göre tanzim edenler kurtulmuşlar listesindedir.

Hizmetin kurtarıcılığı sadece bununla sınırlı kalmaz. Hizmet sınırları genişlediği ölçüde kurtuluş misyonu başkalarına da uzanacaktır. Hizmet zamanla büyüyecek, ülkeye hâkim olacak ve tüm ülkeyi ve ülke insanlarını kurtaracaktır. Sonra da tüm dünyaya yayılacak ve insanlığı kurtaracaktır. Hatta yalnızca zor durumda, sıkıntı ve felaketler içinde olan insanları kurtarmakla kalmayacak, bizzat dini de kurtaracak(!) ve yüceltecektir. Çünkü din de, şahıslar gibi, vatan gibi, kurtuluş için bu hizmete muhtaç olarak lanse edilmiştir. İşte bunun için birinci derecede korunması gereken hizmettir ve pek tabii ki onun seçilmiş, kusursuz, günahsız lideridir. Böyle bir lidere karşı gelmek ise, “hainlik” olarak telakki edilir ve artık böylelerine hizmet mensupları tarafından “hidayet” talep etmek düşer.

Böyle seçilmiş ve büyük bir hizmetin sahip ve kurucusu durumunda olan lider artık tartışılmaz kutsal biridir. Onun gücü her şeye yeter, ilmi her şeyi kuşatır, liderin yaşaması hizmetin yaşamasının olmazsa olmaz ilkesi olarak kabul edilir. Çünkü seçilmiş lider (Gülen) hizmeti kurmuş ve bu noktalara getirmiştir. Gülen olmasaydı hizmet olmazdı. Her şey onun sayesinde olduğu kabul edilir. Hizmete girmekle ve çalışmakla şereflenen herkes de onun liderin lütfü, keremi ve referansı ile hayatı anlamlı kılan kurtuluş hareketi içinde bulunduğu konuma getirilir.  Artık bu noktada rüyalarda bile cennet paylaşılır. Kurtulanların listeleri açıklanır. Lider ve etrafında bulunanlara cennette Peygamberimizin (sav) yanında yer verilir. Cennet bu türden seçilmiş(!)ler arasında pay edilir.

Hizmetin dünya imamlığı makamına oturtulan Gülen, milletin ve beşeriyetin kurtarıcısı konumunda bulunduğu için zamanın en büyüğüdür, bazılarına göre ise tüm zamanların en büyüklerindendir. Gavs’tır, Kutuptur, Kutb’ul-Aktabtır. Böyle birinin bu iş için Tanrı tarafından görevlendirilmemiş olması elbette düşünülemez.  Dolayısıyla, o, davanın da, davaya inananların da efendisi, Hoca efendisidir. Onun önünde hiç bir güç duramaz. Kimse ona denk olamaz. Onun kadar ilim sahibi olmak kimsenin haddi değildir. Onun fikirlerine ters bir şey söylemek dine karşı gelmekle eş tutulur. Ona karşı fikir beyan edenler musibetlerden kurtulmaz. O her güçlüğü alt eder. Artık böyle bir Hoca Efendi, ülkeleri, toplumları kurtaracak güç ve kabiliyette sahiptir.  Böyle biri için de elbette konuşurken “Fethullah Gülen Hoca Efendi Hazretleri” ifadesini kullanmak herkes için vacip(!)tir. Bu tabiri kullanmayanlar terbiyesiz, edepsiz, ahlaktan yoksun insanlardır.



Gülen’in Tek Söz Sahibi ve Sorumsuz Oluşu

Seçilmiş hizmetin, seçilmiş büyük lideri, hizmetin ve hizmete ait ve her birim ve kurum üzerinde mutlak yetkili olduğu gibi, şahısların üzerinde de tek otoritedir. Ona danışılmadan evlenilmez, iş kurulmaz, hatta çocuklara isim bile konulmaz. Bu, hizmetin inanç demek olduğu bir zeminde ise her açıdan hüküm dinin değil, seçilmiş hizmetin ve hizmet ile özdeş olan seçilmiş, görevlendirilmiş kutsal, tartışılmaz liderindir. Artık en büyük otorite hizmetin kurucusu olan Hoca Efendidir. Otorite, sahip, efendi yalnızca odur. Hüküm ona aittir. Her konuda onun kararına ihtiyaç duyulur.

Artık tek inanç hizmettir. Saf haliyle din, ifade edilmese de ancak ikinci plandadır. Bir arada bulunuşun, birlikteliğin esas amacı da din değil, hizmettir. Bunun için kendi hizmetinden olmayan inananlar, ya sapıktır, ya dalalettedir. Böyleleri kurtarılmaya muhtaçtır. Böylelerinden kâfirlerden, münafıklardan nefret edilmediği kadar nefret edilir. Seçilmiş hizmetin seçilmiş lideri Hoca Efendi Hazretleri’nin(!) “Dünyada en nefret ettiğim insan Usame bin Ladin’dir” sözü böyle bakılınca çok mantıklıdır.(!)

İnsanların doğrudan din ile (Kur’an ve Sünnet) tanıştıkları ve tek amacın din olduğu, kurtarıcı olarak inanılan, umut bağlanan tek otoritenin Allah(cc) olduğu yerde hüküm de elbette sadece Allah’ındır. İslam dini, tek otorite ve hüküm sahibi olarak Allah’ın(cc) olduğunu beyan eder. Herkesin üzerinde (başkanın da, liderinde, padişahında…)  üzerinde tek yetkili otorite ayet ve hadisler ışığında 'Şura'dadır. Yönetim yetkisi, sınırları vahiyle çizilmiş olan şurada toplanmıştır. Bu anlamda Meşveret baştaki kişilerin putlaşmasına mani olacak tek kurumdur.

Disosyal bir toplum yapılanmasına sahip hizmette ise Hoca Efendi varken, daha üstte bir Şura'nın bağlayıcı bir yönetim mercii olarak yer etmesi asla düşünülemez. Hoca Efendi’nin ortaya koyduğu, ya da bir inancı temel olarak alıp yorumlayarak öne sürdüğü kuralların önüne hiçbir kural ya da kurumun kararı geçemez.

Ayrıca, hizmet etrafında oluşan birlikteliklerde lider ve onun vekillerinin etkisi o derece güçlüdür ki, üyeler sadece hizmet konusunda değil özel hayatlarıyla da lidere bağlıdır. Yukarının 'Tasvibi’ni almak önemlidir. Bu tasvip gelmeden, cemaat içinde ya da dışında ailevi, siyasi, idari, ekonomik bir ilişki veya teşebbüs hoş görülemez, gerçekleşemez.

Hoca Efendi yaptıklarından dolayı da kimseye karşı sorumlu değildir. Hizmet veya hizmetin emrinde olan herhangi bir şeyle ilgili olarak kimseye karşı hesap vermek mecburiyeti hissetmez. Kendisine, ne yönetim, ne maddi birikim ve ne de yapılanmaya ait hesap sorulamaz. Nasıl tensip buyurur, neyi nasıl takdir ederse herkes uymak zorundadır.

Hoca Efendi, vaat ettikleri ile de sorumlu tutulamaz. İstediğini yapar, istemediğini yapmaz. Herkes ona karşı sorumludur. “Bir zamanlar ya da daha önce, 'şöyle söylemiştiniz', 'şunu yapacaktınız' veya 'yapmak zorundasınız” diye söylemek büyük saygısızlıktır. Kimse Hoca Efendi Hazretlerini, başka insanlar gibi sözlerinde durmaya ve söylediklerini yerine getirmeye davet edemez, zorlayamaz; hatta böyle bir hatırlatma yapılması dahi edepsizliktir.



Lidere şükran duyulur

Hizmete katılan herkes Hoca efendi’ye hürmet, minnet ve şükran duygusu içinde olmak durumundadır. Grup içi bütün töre, protokoller veya usuller bu duyguların ifadesi üzerine geliştirilmiştir.

Hoca Efendi bir yere geldiklerinde, hatta geleceği zaman ayağa kalkılır.        Ona ayrılan makamlara kimse oturamaz. Yerleri sürekli ayrılmıştır. Onlar oturmadan oturulmaz. Liderin yanında diz üstü oturulur. Saygıda asla kusur edilmez. Liderden önce kimse yemeye ve içmeye bile başlayamaz. Yerlerine, makamlarına hatta kullandıkları eşyaya bile hürmet gerekir.  Neyi sevdiği, neyden hoşlandığı hizmetinde olanlarca çok iyi bilinir.  Rahatı için gerekli olan şeyler hazır bulundurulur.

Huzurlarına kabul edilmek, kendileri ile müşerref olmak herkes için kolay olmaz; bunun belli kuralları vardır. Lider başkalarıyla kıyaslanmaz. Eksik hasletleri lidere vermek ayıptır, günahtır. Liderin davranışları “sıradanlıktan” uzaktır. Onlardan her hangi bir şey ya da hak istenemez.



 Liderler dinin en iyi temsilcisidir!

Genelde hizmet içinde yer verilmiş ise ve davanın dini hedefleri varsa, o zaman dinin, en büyük temsilcisi elbette hizmetin başındaki kişidir. En üstün bilgi onun bildiği, en doğru yorum onundur. Onun düşüncesi üzerine düşünce, kanaatleri üzerinde kanaat, yorumları üzerine yorum olamaz. Kendilerinin üstünde, hatta ayarında bir başka dini temsilci olamaz. Liderin fikri üzerine fikir yürütmek saygısızlıktır, ukalalıktır, bölücülüktür. Dolayısı ile böyle birinin grup içinde kalma şansı da yoktur. Grup dışındaki biri tarafından yapıldığında ise o kişilere cahil, çekemezlik, hatta düşmanlık yaftaları vurulur.

Temsil ettikleri dini, kendilerinin ortaya koyduğu hizmet prensiplerinden başka bir tarzda doğru olarak anlama ve bu yolun dışında bir yolla kurtuluşa erme imkânı olamaz.  Bunun için başka türde hizmet edenlerin liderleriyle bir araya gelmeyi zül sayarlar. Bu tür liderler kendileri gibi, dini lider konumunda bulunanlarla birlikte olmaktan son derece rahatsız olurlar. Buna karşılık, başka bir düşünce ya da inancın temsilcileri ile buluşmak, görüşmek hatta anlaşmaktan dolayı bir sıkıntı hissetmedikleri gibi, haz da duyarlar; bu, aynı zamanda onların büyüklüğüne de işaret olarak lanse edilir. 

Kendilerine yapılacak herhangi bir muhalefet ise, hizmete, davaya, hatta dine ihanettir, affedilmez. Bunun için Hoca Efendi hazretlerine karşı gelmek, temsil ettikleri 'dine' de karşı gelmek, dinden çıkmak tehlikesi ile karşı karşıya kalmak anlamına geldiği iddia edilir. Bu tür liderlere verilecek zarar, dine verilmiş zarar olarak görülür. Bu tür liderlerin yanlışlarını açıklamak isteyenler “fitne çıkarmakla, dine zarar vermekle” itham edilir.



İşleri “Tanrı Adına” Yürütürler!

Seçilmiş hizmetlerin başında bulunan seçilmiş liderler işlerini Yaratıcı adına yürüttüklerine inanırlar. Allah(cc) tarafından seçildikleri ve O'nun vekili oldukları dolayısıyla; hüküm, karar ve hareketleri de onun adınadır. Düşünce ve kararlarını eleştirmek, Allah’(cc)ın tercih ve takdirini beğenmemek, ona razı olmamak, hatta “Tanrı'ya karşı gelmek(!)” gibi algılanır. Bu sebeple, "Onlar için çalışmak"  "Allah için çalışmak" olarak algılanır. Onlara hizmetin, onların yanında bulunmanın Allah’a(cc)   hizmet olarak görülmesi, etraflarında oluşan toparlanışın ve kurumlaşmanın da manevi temelini oluşturur.

 Aslında yukarıdan beri anlatılan vasıflar bir lideri putlaştırmaktan öte bir şey değildir. Allah(cc) tarafından seçildiğine inanılan lider kutsal olduğu için eleştirilmez bir konuma oturtulmuştur. Hizmetin başındakinin kutsanması aslında onun yalnızlaşmasını da beraberinde getirir. Artık lider de kendisinin seçilmiş olduğunu ve diğerlerinin kendisine hizmet için etrafına toplanan kurtarılacak insanlar olarak algılanır. Böyle bir hizmet etrafında oluşan birlikteliklerde liderin önemli bir özelliği ortaya çıkar. O da hizmet edenlerine karşı olan vefasızlığıdır. Öyle ya niçin vefa duysun ki? Kendisini Allah(cc) seçmiştir ve etrafındakilerin kendisine şükran duyması gerekir. Böylelerine karşı vefa duygusunun oluşması imkânsızdır. Oluşmayan vefayı da liderin birilerine karşı vermesi düşünülemez.

Seçilmiş liderin yanında bulunmak büyük şereftir. Bütün fikirler bu çerçevede örülür. Meselenin bu minvalde yürümesi için teorik alt yapı hazırlanır ve bu mensupların beyinlerine defaatla nakşedilir. Hizmet için mücadele etmek, liderin yanında bulunmak hayatın tek anlamı olarak telkin edilir. Bunun için, hizmeti bırakan yok olur. Büyük musibetlere duçar olur. Liderin davadan dönmesi ise imkânsızdır. Zaten liderin hizmetten dönmesi düşünülemez. Hem liderin hizmetten döndüğünü, yola çıkarken tespit edilen prensiplerini terk ettiğini kim, neye göre tespit edebilir ki?

Hizmetten veya liderden ayrılan en büyük suçu işlemiş olur. O artık grubun karakteristik özelliği ne ise ona göre bir hain, ajan, bir dönek, hatta dinden çıkmış bir 'mürtet'tir. Bu çarpık ve yalnızca hizmeti hayatın esası haline getiren anlayışın katı ve doğal bir sonucu olarak gruptan ayrılan kişi hizmet mensuplarının gözünde bir ölüdür.

Aslında bu türden oluşumlar liderlerini putlaştırmakta, yarı tanrı ilan etmekten öte bir şey yapmamış olurlar. Liderini ilahlaştıran, putlaştıran böylesi birlikteliklerden ayrılmak, yönetimin başındaki ilahın ilahlığını reddetmek ve onun kulluğundan ayrılmak anlamına geldiği için hizmet mensupları tarafından büyük günah hatta şirk sayılır. Doğal olarak hiçbir Tanrı, “kulunun” kendisinden ayrılmasına tahammül edemez.

Not: Makalenin hazırlanışında psikiyatr Dr. Hamdi Kalyoncu’nun “Liderlere tapınma psikolojisi” isimli kitabından istifade ettim. Kendisine teşekkür ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder